Skip to content Skip to main navigation Skip to footer

Yazarların özgürleşmesi için yasalar değişmeli, AB fasılları açılmalı

TÜRKİYE YAYINCILAR BİRLİĞİ
BASIN BÜLTENİ
15 Kasım 2013

Dünya Hapisteki Yazarlar Günü’nde düzenlenen ortak basın toplantısında hapisteki yazar, gazeteci ve çevirmenlere özgürlük çağrısı yapıldı. Toplantıda hapisteki yazar, yayıncı, çevirmen ve gazetecilerin yanı sıra hapsedilme, şiddet görme tehdidi altına olan, sürgün hayatı yaşayanlara da dikkat çekildi.

PEN Türkiye Merkezi, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye Yayıncılar Birliği, 15 Kasım Dünya Hapisteki Yazarlar Günü’nde ortak bir basın toplantısı düzenledi. İstanbul Tabip Odası’nda yapılan toplantıya Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Mustafa Köz, PEN Türkiye Merkezi Başkanı Tarık Günersel ve Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal konuşmacı olarak katıldı. Toplantıya katılanlar arasında yayınlama özgürlüğü mücadeleleriyle bilinen yayıncı ve insan hakları savunucusu Ragıp Zarakolu, gazeteci Nedim Şener, şair ve yazar Sabri Kuşkonmaz, yayıncı İrfan Sancı da yer aldı.

Toplantıda, her yıl hapsedilme tehdidi altında olan bazı yazarlara dikkat çeken Uluslararası PEN’in bu yıl destek çağrısı yaptığı 5 yazar, Dina Meza (Honduras), Fazıl Say (Türkiye), Kunchok Tsephel Gopey Tsang (Çin –Tibet), Zahra Rahnavard (Iran) ve Rodney Sieh (Liberya) hakkında bilgi verildi.

Ortak basın açıklamasında, Türkiye’de 73 yazar, gazeteci ve çevirmenin hapiste, birçok yazar, gazeteci, çevirmen ve yayıncının hapsedilme tehlikesi altında olduğuna dikkat çekilerek, “Hapiste yazar, yayıncı, çevirmen, gazeteci kalmaması için tüm düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyen yasa maddeleri, özellikle Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu değiştirilmelidir,” denildi.

Metin Celal konuşmasında, Sel Yayıncılık’ın Apollinaire davasından söz ederek, “Apollinaire’in benzer erotik içerikli bir kitabı 11 Bin Kırbaç ile ilgili olarak 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’ye ceza verdi. Uzun yıllar mücadelemiz sonucu Türk Ceza Kanunu’nda ‘müstehcenlik’ maddesine eklenen cümleyle bilimsel, sanatsal ve edebi değeri olan eserleri kapsamayacak hale getirildi. AİHM’in emsal kararına ve mevcut yasaya rağmen, Yargıtay kararıyla bir emsal oluşturulup tekrar kitapların, yazarların, yayıncıların, çevirmenlerin yargılanıp ceza alabildiği bir müstehcenlik maddesi getirilmeye çalışılıyor” dedi. Metin Celal, hapislerin sona erdirilmesi için, Avrupa Birliği müzakerelerinin on yılı aşkın zamandır açılmayan, yayınlama özgürlüğüyle ilgili 23 ve 24. fasıllarının acilen açılmasını taleplerini yineledi.

Tarık Günersel, “Türkiye’de hapisten çıkan insan özgürlüğe kavuşmuş olmuyor. İşini kaybeden, işsiz bırakılma korkusu yaşayan, polis şiddetinden veya üniformasız görevlilerin şiddetinden korkarak yaşayan, sürgünde bulunan aydınların sayısı hızla artıyor” dedi. Günersel Uluslararası PEN ve PEN’in İngiltere, Amerika, Hollanda, Meksika, Sırbistan, Norveç, Yeni Zelanda’daki merkezlerinden gönderilen dayanışma mesajlarını okudu.

Söz alan Ragıp Zarakolu, gazeteci, yazar, radyocu Füsun Erdoğan’ın müebbet hapis cezası alması ve Apollinaire davasına değinerek, “Hükümetlerle 1995’ten beri meslek örgütleri olarak görüşüyoruz, vaatlerde bulunuluyor ancak hala dava tehdidi yazarların ensesinde bir kılıç gibi bekliyor. Otosansür, zorlama, rehin alma politikası değişmiyor. Esas olan bu totaliter devlet mantalitesinin değişmesidir,” diye konuştu.

Nedim Şener, “Daha önce uluslararası kamuoyunda tutuklu gazeteciler ve yazarlar meselesi vardı. Ancak artık cezalandırılmış, hüküm almış yazarlar, gazeteciler, aydınlar meselesi ortaya çıkacak. Bundan sonra verilmiş cezaların kaldırılmasına odaklanmalıyız,” dedi.

İrfan Sancı da Apollinaire davasıyla ilgili şu sözleri söyledi: “2010’da beraat ettiğimiz bir davayı 2013’te Yargıtay tamamen tersine çevirerek ceza almamızı istedi. Yargıtay’ın doğrudan yargıya müdahalesi sonucu yayıncılık dizayn ediliyor. 17 Aralık’ta ceza alırsak ellerinde bir emsal karar olacak ve bundan sonra tüm yayın faaliyetlerimizi bu karara göre düzenlemek zorundayız. Bu dava artık Sel Yayıncılık’ın davası olmaktan çıkıp Türkiye’deki yayıncılığın davası haline getirilmiştir. Başka bir davamızda aynı 14. Ceza Dairesi Yerguz’u ‘Çevirmen yayıncının verdiği işi yapmıştır’ diyerek sorumlu tutmazken, bu davada onu da benim gibi sorumlu tuttu. Bu da ciddi bir çelişkidir”.

 

0 Yorum

Henüz bir yorum bulunmuyor

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir