Skip to content Skip to main navigation Skip to footer

8. Türkiye Yayıncılık Kurultayı 2018 Sonuç Bildirgesi

8. Türkiye Yayıncılık Kurultayı (26-27 Nisan 2018)

Bağımsız kitabevlerinin ve küçük yayınevlerinin yaşamasını sağlayan, kitabın kalitesinin ve değerinin artmasına katkıda bulunan Sabit Fiyat Yasası, Türkiye’de de hayata geçirilmelidir.

Sabit Fiyat Yasası yayıncılık sektörünü düzenleyecek bir yasadır. Almanya, Fransa, Hollanda, Güney Kore gibi pek çok ülkede uygulanmaktadır. Sistemde, okurun kitabı alacağı son fiyatı yayıncılar belirlemekte ve sabitlemektedir, ancak bu durum sanıldığının aksine, kitabın fiyatını artırmaz. Sabit fiyat yasası sayesinde kitabevlerinin kapanmasına neden olan yüksek indirimli internet satışları söz konusu olmayacağından, bağımsız kitabevleri de ayakta kalır.

Türkiye’de sistemin yerleştirilmesi için sektörün paydaşlarıyla birlikte bir yasa tasarısı hazırlanmalı, sistemin okurlara, eser sahiplerine ve yayıncılık sektörüne getireceği faydalar ve uygulandığı ülkelerde rekabet yasalarına uyumlu bir biçimde nasıl işletildiği anlatılmalıdır. Rekabet Kurumu’na kitap yayıncılığına bu konuda muafiyet sağlanması için başvuruda bulunulmalıdır. Sektördeki yıkıcı indirimleri önleyerek bağımsız kitabevlerini, küçük yayınevlerini ve kitap çeşitliliğini koruyan, yayıncılıkta rekabeti fiyat yerine kalite temelinde yükselten Sabit Kitap Fiyatı sisteminin Türkiye’de tesisi için ilgili kamu kurum ve kuruluşları bilgilendirilmelidir.

Türkiye kitap pazarı ölçümlerinde satış verilerinin de yer alması sağlanmalı, satış noktaları üzerinden ölçüm yapılabilmelidir.

Kitap pazarı ölçümü, ISBN, ISSN gibi tanımlayıcılardan ve metaveri (metadata) denilen künye bilgilerinden hareketle, perakende satışın takip edilmesi, satışların ölçülmesi ve analiz edilmesini kapsar. Pazar ölçümü, veriyi kitapçılardan, marketlerden, e-satış sitelerinden ve zincir mağazalardan alarak yayıncıya ve kitapçıya okur alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi verir, yayıncıların yeni kitap yayınından stok yönetimine kadar birçok aşamada etkili stratejiler belirleyebilmelerine katkıda bulunur.

Kitap satış ölçümü sayesinde, satışların zamana ve türe göre dağılımı analiz edilip elde edilen sayısal veri üzerinden kitabın değerine, satış ömrüne ilişkin yorum getirilebilir, hangi tarihte tükeneceği tahmin edilebilir, böylece yeni baskı tarihi planlanabilir. Bu şekilde yayıncılar kısa veya uzun vadede etkili pazarlama stratejileri geliştirebilir, satış risklerini en aza indirebilirler; satış analizleri sayesinde kitapçıların stok ve raf yönetimi de daha etkin hale gelebilir.

Yayıncıların ve kitapçıların satış ve pazarlama stratejilerini sürdürülebilir hale getirebilmeleri için vazgeçilmez bir araç olan şeffaf, bağımsız ve adil kitap satış ölçümleri, yayıncılık sektörünün paydaşlarıyla birlikte ülkemizde ivedilikle uygulamaya geçirilmelidir.

 Türkiye’deki farklı eser veritabanları ve ISBN sistemi, uluslararası yayıncılık standartlarıyla uyumlu hale getirilmelidir.

Küreselleşen pazar, katalogların büyümesi ve internet satışlarındaki artış, verilerin uluslararası düzeyde standardizasyonunu zorunlu kılmakta, standart olmayan verinin yönetimini daha zor ve pahalı hale getirmektedir. Veri standardizasyonu, ulusal ve uluslararası alanda eserlerin görünürlüğünü artırır, tedarik zinciri işleyişi ve hak yönetimi bakımından verimlilik sağlar, bu verimlilik satışları da olumlu etkiler. Türkiye’de yayıncılar, kitapçılar, internet satış siteleri ve ISBN Ajansı, eser verilerini farklı şekillerde kaydetmektedir. Bu farklı sistemlerin birbirleriyle ve uluslararası veritabanlarıyla aynı dili konuşabilmesi, ülkenin bütün bir kitap envanterinin oluşmasını sağlayacak, kitapların görünürlüğünü ve bulunabilirliğini artıracaktır.

Türkiye’deki ISBN sisteminin, uluslararası ISBN sisteminde ve ticari dolaşımda kabul gören yayıncılık standartları ONIX ve Thema ile uyumlu hale getirilmesi ve veri girişlerinin doğru yapılabilmesi için Kültür Bakanlığı ve yayıncılık sektörünün paydaşları birlikte çalışmalıdır.

Kitap dağıtımında küçük yayıncıların korunması sektörün temel ilkesi olmalıdır.

Çağımızda etkili dağıtım, sadece yeni basılan kitapların dağıtılmasından ibaret değildir, iyi bir katalog yönetimi de gerekmektedir. Dağıtımcılar, stoklarında yalnızca yeni yayınları ve çok satarları tutmamalı, çok daha geniş bir stok oluşturabilmek için gerekli kapasite geliştirme çalışmalarına hız vermeli, makine ve yazılım anlamında teknolojik altyapılarını geliştirmelidir. Dağıtım modelleri yenilenirken, butik yayıncılar ve butik kitabevlerinin korunması sektörel bir ilke olarak benimsenmeli, küçük yayıncının lojistik maliyetinin ve güçlüklerinin büyük yayıncıdan çok daha fazla olduğu akılda tutulmalıdır. Küçük yayıncılar ile dağıtımcılar arasında stok yönetimi sorunlarının giderilmesi için işbirliği güçlendirilmelidir.

Okuma kültürünü geliştirmek önümüzdeki en önemli ödevdir, bu ödevi yerine getirirken sivil toplum kuruluşları ve kamu kuruluşları birlikte hareket etmelidir.

Okuma kültürünü geliştirmek için ilk adım, toplumu kitabı ucuz bir ürün olarak görmekten uzaklaştıracak, kitabın değerini iade edecek kampanyalar tasarlamaktır. Okuma kültürü kampanyaları başta ebeveynlere, öğretmenlere ve her yaş grubundan çocuklara ulaşacak şekilde planlanmalı, her yaş grubuna birlikte okumanın, kütüphane ve kitabevlerine gitmenin, kitap hediye etmenin zevki yaşatılmalıdır. Bu kampanyaların kitleselleşmesi için uluslararası kuruluşların deneyimlerinden ve desteklerinden faydalanılmalı, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları birlikte hareket etmelidir. Okuma kültürünün topluma yayılmasının ve etkilerinin uzun vadede görüleceği unutulmamalıdır.

Sansür ve otosansür, yayıncılığın ve kültürel çeşitliliğin önündeki en önemli engeldir. Yayıncılık faaliyetleri üzerinde sansür baskısı olmamalıdır.

OHAL döneminde muhbir vatandaşların ve ceza ertelemelerinin artması sansürün otosansür şeklinde içeriden işlemesine yol açmaktadır. Mahkemelerin “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararları yayıncılar üzerinde “stres ve cezalandırma etkisi” yaratmakta, erteleme süresince faaliyetlerinin rehin alınması anlamını taşımaktadır. Yayıncılar mesleklerini sürdürebilmek için avukatlara kitap taslaklarını kontrol ettirmek zorunda kalmaktadırlar.

Özel bir alan olan çocuk yayıncılığında, şikayet mekanizması da devreye girmiş durumdadır ve artık değerler eğitimi çerçevesine uygun çocuk kitapları ısmarlanmaya başlanmıştır. Yetişkinlere yönelik yayınlanan kitapların küçüklere zarar verip vermediğinin Muzır Kurulu tarafından raporlanması ve soruşturmaların açılması da sıklaşan bir sansür biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Edebiyattan uzak akademik ve profesyonel geçmişe sahip şahıslar, devlet memurları, kurullar bilirkişi olarak edebi eserleri değerlendirmek üzere yetkilendirilmekte, yetkin olmayan bu şahısların görüşlerine göre kitaplar dava görmekte, satışlar engellenmekte ve yazar, yayıncı ve çevirmenler ceza almaktadır.

Bu güvensizlik ortamında yayınevlerinin kitap yayınlamaları ve kültürel çeşitliliği yaşatmaları zorlaşmaktadır. Otosansüre ve sansüre dur demenin tek yolu “hassas” ve “sakıncalı” denilen konularda yayıncılık yapmayı dirençle sürdürmektir, aksi halde yayıncılığın alanının giderek daralacağı geçmiş deneyimlerden bilinen bir gerçektir.

 Dijital yayıncılıkla birlikte, sağlıklı işleyen bir hak yönetim sistemine geçiş zorunlu hale gelmiştir.

Dijital dünyaya doğan yeni neslin ihtiyaçları, yayıncılığı hızlı davranmaya ve gelişmelere ayak uydurmaya zorlamaktadır. Dijital yayıncılık ve geleneksel yayıncılığın maliyet yapıları farklıdır. Elektronik kitaplar birbirinden farklı kaynaklar aracılığıyla kullanıcı tarafında zaman, mekan ve cihazdan bağımsız olarak kişiselleştirilebilen yayınlardır. Yayıncı tarafında, kullanıcı beklentilerini karşılayan, teknolojik korunma yöntemleriyle hak ihlallerini engelleyerek telif haklarını koruyan özellikleriyle karşımıza çıkmaktadır.

Talep üzerine baskı denilen (Print on demand) sistemde kitapları düşük adette basmak mümkün olmaktadır, bu sayede depo ve stok yönetimi sorunları aşılıp çok çeşitli yayınların okurlara sunulması kolaylaşabilmektedir. Sesli kitaplar da elektronik kitap gibi kitabın farklı bir formatı olarak değerlendirilmelidir, ülkemiz yayıncılığı bu konuda henüz fazla ilerlemiş değildir.

Bugün artık dijitali depolamak yerine dijitale erişim önem kazanmıştır. Basılı kitapta olduğu gibi, dijital kütüphanelere erişimde de vergi düzenlemeleri getirilmeli, %18 KDV’nin düşürülmesi gündeme alınmalıdır. Yayıncıların yaptıkları sözleşmelere, e-kitaba ve farklı formatlara yönelik maddeleri eklemeleri gerekmektedir. Kamu kurumları ve sektörün sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle sağlıklı çalışan bir hak yönetim sistemine geçiş yapılmalıdır. Türkiye’deki yayıncılığın dijital gelişmelere ayak uydurabilmesi için yayınevlerine ARGE desteği verilmelidir.