4 Ocak 2018

Kenan KOCATÜRK – Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı

Çukurova 11. Kitap Fuarı Basın Toplantısı

Değerli basın mensupları, değerli misafirler,

2018 yılının ilk kitap fuarının açılışına hoş geldiniz.

2016 yılında ülkemizde 54.446 adet yeni başlık üretilmişti. 2017 yılında yeni başlık sayısı 60.335. 2016 yılında üretilen toplam 666.865.579 adet kitabın 404.129.293 adedinin çoğu özel sektör tarafından üretilmiştir. Bu da nüfusumuza oranla kişi başına 8.4 kitabın düştüğünü göstermektedir. Ülkemiz yayıncılığı 2.126 milyar dolar büyüklüğüyle dünya yayıncılığında 11. sırada yer almaktadır ancak bağımsız yayıncılık endüstrimizin yakaladığı bu başarıyı koruyamayacağız gibi görünüyor.

2017 yılının yayıncılık sektörü açısından, özellikle sektörümüzün büyüklüğünün %52’sini kaplayan eğitim yayıncılığı açısından zor geçtiğini söyleyebiliriz. 2017 yılı içerisinde Milli Eğitim Bakanlığının TEOG sınavlarını iptali ve YÖK’ün üniversite giriş sınavları YGS ve LYS iptal kararları sonucunda yayıncıların ve kitapçıların elinde kalan 100 milyon kitap, sektörde 2 milyar TL’lık (580 milyon USD) bir kayba neden oldu. Bir kısım yayınevi kitapların kapaklarını değiştirmek suretiyle uğradıkları zararı en aza indirmeye çalışmışlardır.

Türkiye’de yayımlanacak her yeni başlık için yayımlanacağı adette bandrol alınıyor. 2016 yılının ilk 11 ay bandrol verileriyle 2017’nin ilk 11 ayını karşılaştırdığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Türkiye’de 2016 yılının ilk 11 ayında toplam 379.763.522 adet kitap üretilmiş. 2017 yılında ise toplam kitap üretim adedi 381.964.139’a yükseldi, iki dönem arasında toplam üretimde binde 6’lık bir artış yaşandı. Yetişkin kurgu (edebiyat), yetişkin kurgudışı (inceleme, araştırma, vb) ve çocuk ve ilk gençlik kategorilerinde artış gözlenirken, yaygın yasadışı korsan ve fotokopinin zarar verdiği akademik yayıncılıkta, sınavların iptal edilmesi gibi değişikliklerin yaşandığı eğitim yayıncılığında ve inanç kitaplarında düşüş olduğu göze çarpıyor.

Türlere göre dağılıma bakıldığında, yetişkin kurgudışı kitap adedi 2016’nın ilk 11 ayında 59.353.390 iken 2017’nin ilk 11 ayında bu alanda 70.131.865 adet kitap üretildi, %18.16’lık bir artış var. Yetişkin kurgu eserlerde 2016’nın aynı döneminde üretim adedi 18.584.375 iken 2017’nin aynı döneminde 22.849.908 oldu, gözlenen artış %22.95. Çocuk ve gençlik yayınlarında üretim adedi ilk 11 ay için 28.743.552 adetten 39.176.995’e yükseldi, artış %36.3. İthal kitaplarda ise bandrol adedi %14.05’lik artışla 5.682.787’den 6.481.177’ye çıktı. Bu dönemde eğitim kitaplarında -%7.51’lik, akademik kitaplarda -%6.51’lik, inanç kitaplarında ise -%16.07’lık bir düşüş gözlendi. Eğitim kitaplarının üretim adedi 215.481.455’ten 199.300.617’ye, akademik kitapların üretim adedi 4.717.068’den 4.409.875’e, inanç kitaplarının üretim adedi 47.200.895’ten 39.613.702’ye düştü.

OKUMA KÜLTÜRÜ ve EĞİTİM

Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine göre Türkiye 145 ülke arasında eğitimin genel kalitesi sıralamasında 2008-2009 yıllarında 77., 2014-2015’te 89., 2015-2016 yıllarında 92. ve 2016-2017’ye gelindiğinde 104. sırada. Yine aynı araştırmaya göre ilkokul eğitiminin kalitesinde 2008-2009 yıllarında Türkiye 91. sıradayken, 2016-2017’de 105. sırada yer alıyor. Matematik ve fen alanında verilen eğitimin kalitesi sıralamasında ise yine 2008-2009’da 73. sırayla başlıyoruz, 2016-2017 yıllarına geldiğimizde sıralamada 107’deyiz.

Bilindiği gibi ülkemizin de kurucularından olduğu OECD’nin, 15 yaşa uygulanan ve en son 2015 yılında yapılan PISA uygulamasına göre Türkiye 72 ülke arasında matematik alanında 49., okuma yeterliliğinde 50. ve fen bilimleri alanında 52. sırada. Araştırmada, ülkemizin ilk kez katıldığı 2003 yılındaki PISA testinden 2015 yılına gelindiğinde Türkiye’nin puanlarında düşüş olduğu gözleniyor. Çocukların %51.3’ü matematikte, %%44.5’i fen bilimlerinde en kötü seviyede; okuma yeterliliğinde bu oran %40. En iyilerin oranı ise 2012 sonrası düşmüş; matematikte 1000 çocukta 8’i iyi seviyede, fen bilimlerinde 1, okuma yeterliliğinde ise 1000 çocukta 3. Yani 1000 çocuktan 3’ü okuduğunu anlıyor.

Çocukların haftalık ödev süresi de oldukça uzun: Türkiye’de haftalık 24.5 saat ödeve ayrılan süre. Almanya’da bu süre 11 saat, Finlandiya’da 11.9 saat.

PISA Direktörü Andreas Schleicher’e göre, PISA değerlendirmesinde Türk öğrenciler genelde bir şeyi ezberleyip kağıda dökme görevlerinde çok iyi notlar alıyorlar. Ancak ellerindeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlandıkları dikkat çekiyor. Schleicher’in söylediği bir başka şey ise, günümüzde artık okuryazarlığın bilgi bulup çıkarmak değil, bilgi inşa etmek olduğu.

Bugün artık müthiş bir bilgi kalabalığı var ve bilgiye erişim çok kolaylaşmış durumda. Bu kalabalığın içinde karşınıza çıkanı olduğu gibi almak artık söz konusu değil. Önemli olan, aralarından doğru ve gerekli bilgiyi anlayıp seçebilmek. Bu şekilde bir değerlendirmeyi yapabilmek için de, öncelikle okuduğunu anlamak, konuyla bağlantı kurabilmek gerekiyor. Okuduğunu anlamak, ancak daha çok okuyarak, zengin bir çeşitlilik içinde okuyarak, okunanın üzerine düşünerek, tartışarak gelişebilir. Böylece, bize sunulanı olduğu gibi almakla yetinmeyip bunun ötesine geçerek kendi değerlendirmelerimizi, analizlerimizi yapabilir hale geliriz; analitik düşünce gücümüz artar, ufkumuz daha çok açılır ve bunu takiben yeni bilgi üretir hale geliriz.

Tüm gelişmiş ülkelerde çocukların kendi dilinde okuduğunu anlamasının en önemli yolu okuma kültürü… Önce ailelerden başlayan okuma alışkanlığı daha sonra okullarda öğretmenlerin çocukları kitapla, kütüphaneyle tanıştırıp kitap okumalarını sağlamasıyla devam ediyor.

Yapılan araştırmalara göre, kitap okumayan çocuklar normal bir cümleyi 45 saniyede anlayabiliyorken, bu süre kitap okuma kültürü edinmiş çocuklarda 13 saniyeye düşüyor.

Bilindiği üzere, TEOG yerine gelen yeni sistemde isteğe bağlı merkezi sınav için MEB tarafından örnek sorular yayımlandı. Basında bazı uzmanların bu sorularla ilgili değerlendirmeleri oldu. Soruların TEOG’a göre daha eleyici olduğu ve öğrencilerin analiz, sentez, değerlendirme, anlama ve yorumlama becerilerini ölçmeye yönelik hazırlandığı yönünde yorumlarda bulundular. Türkçe, Matematik, Fen, İnkılap Tarihi, Din Kültürü, yani neredeyse tüm alanlarda soruların okuduğunu anlama, yorum yapma, analitik düşünme, muhakeme yapma, bilgiyi kullanma gibi becerileri ölçmeye yönelik olduğu, hatta PISA sınavlarının mantığına benzer olduğu belirtiliyor ve daha çok kitap okuyan çocukların sınavda daha başarılı olacağı öngörülüyor. Yani aslında önümüzdeki çok yakın bir uygulamada da okumanın önemi karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

Önümüzdeki en önemli görev okuma kültürünü geliştirmektir.

3-5 Mart 2017 tarihlerinde düzenlenen Kültür Şurası’nda Yayıncılık ve Kütüphanecilik Komisyonu Raporu’nda yayıncılık adına çok önemli kararlar alınmıştır:

İlk ve orta öğretimde sınıf kitaplıkları ve okul kütüphaneleri kurmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı kütüphanelere kitap alımı için bütçe ayırmalı, Kültür Bakanlığı’yla koordineli çalışmalı. 2016 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye genelinde 1137 adet halk kütüphanesi var. Geçtiğimiz yıllarda 10 milyon TL civarında bir ödenek ayrıldı. Bu rakam, Almanya’nın bir kasabasındaki kütüphaneye ayrılan kitap alım bütçesine eşit. Kültür ve Turizm Bakanlığının hem halk kütüphaneleri sayısını hem de kitap satın alma bütçelerini artırmasını talep ediyoruz.

Ülke olarak 180’den fazla sayıya ulaşan üniversite kütüphanelerinin hem nitelik hem nicelik olarak zenginleşmesini de mutlaka gerçekleştirmeliyiz.

İlgili kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, ülkemizin büyük şirketleri, yazar ve yayıncılarının elbirliğiyle bir okuma kültürünü geliştirme seferberliği başlatalım. Biz yayıncılar olarak bu büyük seferberlikte üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız. Ancak sosyal devlet olmanın bir gereği de başta çocuklarımız olmak üzere toplumumuzun okuma kültürüne destek olmaktır.

FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUN TASLAĞI

Hem dijitalleşmenin artmasıyla yaygınlaşan dijital korsanlığı hem de yaygın fotokopi korsanlığını engelleyecek, sektörün tüm bileşenlerinin görüşlerinin alındığı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu taslağının bir an önce yasalaşmasını istiyoruz.

YAYINLAMA ÖZGÜRLÜĞÜ

Okuma kültürünün ve kültürel çeşitliliğin gelişmesinin vazgeçilmez bir koşulu elbette ifade ve yayınlama özgürlüğüdür. Sektörümüz bu açıdan zorlu bir dönemden geçmektedir ancak okurların desteğiyle tüm olumsuzluklara göğüs geriyoruz.

Kitaplara yönelik toplatma, dağıtım ve satışı yasaklama kararları gündemdeki yerini koruyor. Basın Kanunu’na göre kitap toplatma için belirtilen 6 aylık süre aşılmakta, yıllar önce yayınlanmış, kamuya mâl olmuş, kimileri çok satanlar arasında yer alan birçok kitap için “örgütsel doküman” denerek toplatma, yasaklama kararları ne yazık ki tekrar alınmaya başlandı. Üstelik bu kararlar artık sıklıkla yayınevlerine tebliğ edilmeden, fiilen uygulanmakta, okurun kitaba erişimi engellenmekte. Son aylardaki yasaklama kararlarından örnek verecek olursak, Gerekli Şeyler Yayıncılık’ın Berserk 3 ve Berserk 4 isimli kitapları ve çizgi roman türünde başka kitaplar hakkında “müstehcenlik”, “çocuklara zarar verme” gibi gerekçelerle Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu kararlar aldı ve kitabevlerinden bu kitapların toplatıldığını öğrendik. Siyah Beyaz Yayınları’ndan çıkan Ergun Poyraz’ın “Tilkiyle Vals” isimli kitabı içinde ismi geçen bir şahsın şikayetiyle yasaklanmıştır.

Hapishanede siyasi mahkumların kitaplara erişimleri de son derece kısıtlandı, dünya klasiklerini dahi hapishanede bulup okumak çok zor. Son örnekler, Balzac’ın Goriot Baba ve Jack London’ın Martin Eden, “Küçük Prens”, “Peter Pan”, “Tom Sawyer” gibi kitapların “sakıncalı”, “güvenliğe tehdit” gibi gerekçelerle cezaevine alınmaması veya mahkumlara verilmeyip depoya atılması kabul edilemez.

Yayıncılık, ülkemizin taraf olduğu UNESCO Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesinin uygulamasında ana taşıyıcı sektördür ve bu sözleşmenin hayata geçirilmesi için yayınlama özgürlüğü vazgeçilmez ön koşuldur.

Kitap fuarları, kültürel çeşitliliğin ve yayınlama özgürlüğünün korunması ve yaşatılması anlamında önemli alanlardır. 250 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılacağı, 80 kültür etkinliği ve imza günlerinde 500 yazarın okurlarıyla buluşacağı Çukurova 11. Kitap Fuarı’nda bu çeşitliliği ve çoksesliliği gözetiyoruz. Geçtiğimiz yıl kitap fuarlarında yazarların katılımlarını engellemeye yönelik birçok girişim ve saldırı yaşandı maalesef. Bu saldırıları bir kez daha kınıyor ve TÜYAP’la düzenlediğimiz fuarlarda hiçbir yayınevine veya yazara böyle bir ayrımcılık uygulamadığımızın altını çiziyorum.

Buradan tüm okurlarımıza “Çukurova 11. Kitap Fuarı’na hoş geldiniz” diyorum.

Fuarımızın ve şenliğimizin tüm meslektaşlarımıza, yazarlarımıza, çizerlerimize, çevirmenlerimize, yayın dünyasının çalışanlarına hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Yayıncılık Dünyasından ve Duyurularımızdan Haberdar Olun.

Türkiye Yayıncılar Birliği E-Bültenine Abone Olmak İçin abonelik formunu doldurmanız yeterlidir.

E-Bülten üyeliği için kaydınız alındı.